Ana SayfaMimariEVİNİZ AĞACIN GÖLGESİNDE Mİ OLSUN, AĞAÇTAN MI?

EVİNİZ AĞACIN GÖLGESİNDE Mİ OLSUN, AĞAÇTAN MI?

ORMAN İNSANIN EVİDİR. AMA İNSAN ORMANIN TEK SAKİNİ DE DEĞİLDİR.

Bir ağacın gölgesinde oturduğumuzda yalnızca gölgeyi kullanmayız.

O ağaç; kuşun yuvası, böceğin yaşam alanı,

toprağın parçası, suyun döngüsünün bir unsuru,

orman ekosisteminin bir parçasıdır.

O halde bir ev tasarlarken yalnızca insanı düşünmek yeterli midir?

İnsan merkezli mimariden yaşam merkezli mimariye geçiş.

İNSAN MERKEZLİ MİMARİDEN YAŞAM MERKEZLİ MİMARİYE GEÇİŞ

Orman ekosistemi. Biyoçeşitlilik. Ağaç. Su. Toprak. Kuşlar. Böcekler. Göl. İnsan.

Uzun yıllar boyunca mimarlığın temel sorusu oldukça basitti:

“İnsan için nasıl daha iyi bir yapı yapabiliriz?”

Daha büyük evler yaptık.
Daha yüksek binalar yaptık.
Daha geniş yollar açtık.
Daha fazla alanı yapılaştırdık.

İnsanın konforunu artırdık.

Fakat bugün başka bir soruyu sormanın zamanı geldi:

Bir yapı yalnızca insan için mi iyi olmalı, yoksa içinde bulunduğu yaşamın bütünü için de iyi olabilir mi?

Belki de geleceğin mimarisi tam burada başlıyor.

İNSAN MERKEZLİ MİMARİDEN

YAŞAM MERKEZLİ MİMARİYE.


Bir ev sadece içinde yaşayan insandan ibaret değildir.

Bir evin penceresinden dışarı baktığımızda yalnızca bir manzara görmeyiz.

Bir ağaç görürüz.

O ağacın dallarında bir kuş olabilir.

Toprağın altında kökler vardır.

Köklerin çevresinde görünmeyen bir yaşam vardır.

Bahçede böcekler dolaşır.

Yağmur toprağa düşer.

Su yüzeyde ve yer altında hareket eder.

Göl, yağmurla, derelerle, toprakla ve canlılarla ilişki içindedir.

Yani biz bir ev yaptığımızda aslında boş bir araziye bir nesne koymuyoruz.

Zaten var olan bir yaşam sisteminin içine giriyoruz.

Asıl mesele de burada başlıyor.


ORMAN SADECE AĞAÇ DEĞİLDİR

Bir ormana baktığımızda çoğu zaman ağaçları görürüz.

Oysa orman;

ağaçtır,

topraktır,

sudur,

kuştur,

böcektir,

mantardır,

bitkidir,

mikroorganizmadır,

ışık ve gölgedir.

Ve bütün bunların birbirleriyle kurduğu ilişkidir.

Bu nedenle ormanı korumak yalnızca ağaç kesmemek anlamına gelmez.

Bir ekosistemin bütünlüğünü korumak anlamına gelir.

Belki mimarlığın da bundan öğreneceği çok şey vardır.

Bir evi yalnızca duvarlarından, çatısından ve pencerelerinden ibaret görmemek gibi.


AĞAÇ SADECE PEYZAJ DEĞİLDİR

Bugün birçok projede ağaç, peyzajın bir parçası olarak değerlendirilir.

Ev yapılır.

Sonra bahçe düzenlenir.

Sonra ağaç dikilir.

Oysa başka türlü de düşünülebilir:

Evi ağaca göre tasarlasak ne olur?

Güneşi nasıl alıyor?

Gölgesi nereye düşüyor?

Kökleri nerede?

Rüzgârı nasıl kesiyor?

Yazın nasıl serinlik sağlıyor?

Kuşlara nasıl bir yaşam alanı oluşturuyor?

Belki de ağaç, ev yapıldıktan sonra eklenen bir unsur değil;

evin tasarımını baştan etkileyen bir unsur olabilir.


SUYU DA TASARLAMAK GEREKİR

Bir yaşam alanının içinde suyun nereden geldiğini, nereye gittiğini düşünmek de mimarlığın parçası olabilir.

Yağmur yağdığında ne oluyor?

Su toprağa ulaşabiliyor mu?

Yüzey ne kadar geçirgen?

Bahçede su nasıl tutuluyor?

Yağmur suyu nasıl değerlendirilebilir?

Göl ve su sistemleriyle kurulan ilişki nasıl korunabilir?

Çünkü su yalnızca tükettiğimiz bir kaynak değildir.

Bir yaşam döngüsünün temel parçalarından biridir.


TOPRAK DA BİR YAŞAM ALANIDIR

Bir arsaya baktığımızda çoğu zaman onun üzerinde ne inşa edebileceğimizi düşünürüz.

Belki önce başka bir soru sormalıyız:

Bu toprakta zaten ne yaşıyor?

Toprak yalnızca üzerine temel attığımız yüzey değildir.

Bitkilerin köküdür.

Suyun geçiş alanıdır.

Böceklerin yaşam alanıdır.

Mikroorganizmaların dünyasıdır.

Tarımın temelidir.

Dolayısıyla iyi bir yaşam alanı, toprağı tamamen yok etmek yerine onunla ilişki kurmanın yollarını arayabilir.


KUŞLAR VE BÖCEKLER DE KOMŞUMUZ OLABİLİR

Bir yaşam alanını yalnızca insanlarla doldurmak zorunda değiliz.

Bir ağacın üzerinde kuşlar yaşayabilir.

Bahçedeki çiçekler arıları ve diğer tozlaştırıcıları çekebilir.

Su kenarları farklı canlılara yaşam alanı sağlayabilir.

Doğal bitkiler, böcekler ve kuşlar için küçük yaşam koridorları oluşturabilir.

Bu açıdan bakıldığında bahçe artık yalnızca estetik bir alan değildir.

Küçük bir ekosistemdir.

Ve belki geleceğin konut anlayışında “peyzaj” kelimesinin anlamını yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Bahçe sadece güzel görünmek için değil,

yaşamak için de tasarlanabilir.


GÖLÜN KIYISINDAKİ İNSAN

Köyceğiz gibi göl, orman, tarım ve yerleşimin birbirine yaklaştığı coğrafyalarda bu düşünce daha da önem kazanıyor.

Çünkü burada insan kendisini doğadan tamamen ayırarak yaşamıyor.

Göl var.

Orman var.

Dağ var.

Bahçeler var.

Tarım var.

Su var.

Kuşlar var.

Ve bütün bunların arasında insan var.

Bu nedenle mesele:

“Doğanın içine nasıl ev yaparız?”

sorusundan daha büyük olabilir.

Asıl soru:

“İnsan ile doğanın birbirini dışlamadan yaşayabileceği bir alanı nasıl tasarlarız?”


YAŞAM MERKEZLİ MİMARİ NE DEMEK?

Belki de yaşam merkezli mimariyi birkaç basit soruyla tarif edebiliriz:

Ağaç var mı?

Su korunuyor mu?

Toprak yaşayabiliyor mu?

Biyoçeşitliliğe alan bırakılıyor mu?

Kuşlar için yaşam alanı var mı?

Böcekler için doğal alanlar var mı?

Göl ve su sistemiyle ilişki nasıl kuruluyor?

İnsan kendisini doğadan kopmuş hissetmeden yaşayabiliyor mu?

Ve en önemlisi:

İnsan için tasarlanan alan, başka canlıların yaşamını mümkün kılıyor mu?


BELKİ GELECEĞİN EVİ BÖYLE OLACAK

Bir ev düşünün. Evin önünde büyük bir ağaç var.Ağaç yazın gölge sağlıyor. Bahçede yerel bitkiler yetişiyor. Yağmur suyu toprağa karışıyor. Kuşlar ağaçta yuva yapıyor. Arılar çiçeklerin arasında dolaşıyor. Çocuk bahçede oynuyor. Aile verandada oturuyor. İnsan evin sahibi. Ama doğanın da burada bir yeri var. İşte belki “yaşam merkezi” dediğimiz şey tam olarak budur. İnsanı dışlamayan, ama insanı merkeze koyarken diğer yaşamları da unutmayan bir mimari.


ÇÜNKÜ EV SADECE İNSANIN DEĞİLDİR.

Bir evin gölgesinden kuş da yararlanabilir Bahçesinden böcek de. Ağacından kuş da. Toprağından bitki de .Suyundan başka canlılar da.Ve bütün bunların içinde insan da yaşayabilir.Belki de geleceğin mimarisi, insanı doğadan ayıran yapılar yapmak yerine insanın doğayla yeniden ilişki kurabileceği yaşam alanları tasarlamak olmalı. Çünkü: İyi bir ev insanı doğadan uzaklaştırmak zorunda değildir.İyi bir yaşam alanı, insanı yeniden yaşamın bütünüyle buluşturabilir.

Ve belki bir gün mimarlığın temel sorusu artık şu olmayacak:“İnsan için ne yapabiliriz?”Bunun yerine:“YAŞAMIN TAMAMI İÇİN NASIL BİR YER TASARLAYABİLİRİZ?” İşte o zaman mimari, yalnızca yapı tasarlamaktan çıkıp yaşam tasarlamaya başlayabilir.


Bir ağaç yalnızca ağaç değildir.
Bir göl yalnızca su değildir.
Bir bahçe yalnızca peyzaj değildir.
Ve bir ev yalnızca insanın yaşadığı dört duvar değildir.

Geleceğin mimarisi belki de insan merkezli olmaktan yaşam merkezli olmaya geçmelidir.

#YaşamMerkezliMimari #İnsanMerkezliMimari #Köyceğiz #KöyceğizDalyan #YaşamVadisi #DoğaylaYaşam #Doğa #Ekosistem #Biyoçeşitlilik #Orman #Ağaç #Göl #Su #Toprak #Kuşlar #Arılar #Böcekler #EkolojikMimari #SürdürülebilirMimari #SürdürülebilirYaşam #AhşapMimari #AhşapEv #DoğalYaşam #GeleceğinMimarisi #Archimade

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

REKLAM

spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Son Eklenenler