DAKOTA JOHNSON
“EVİMDE BENİ MUTLU EDEN ŞEYLER OLSUN.”
DAKOTE JANSON UN EVİNİN TURUNU ONUN AĞZINDAN ANLAT
Evet. Dakota Johnson’ın evini “sakin ” bir ev olarak tanıtıyor ve ahşap, ışık, pencereler, yeşillik, kitaplar, vintage parçalar ve bahçeyi anlatıyor.
LÜKS EVLER
DAKOTA JOHNSON
“EVİMDE BENİ MUTLU EDEN ŞEYLER OLSUN.”
Dakota Johnson anlatıyor…
“Merhaba Architectural Digest. Ben Dakota. Evime hoş geldiniz.”
Yaklaşık beş yıl önce buraya taşındım.
Burası baktığım ikinci evdi ve satın aldığım ilk ev.
Evi ilk gördüğümde sevdiğim şeyler çok basitti:
Ahşap.
Işık.
Pencereler.
Yeşillik.
Ve sanırım bütün bunları görünce buraya âşık oldum.
“BURASI BENİM YAŞADIĞIM YER.”
Burası salon.
Burada oturuyorum.
Kitap okuyorum.
İnsanlar sürekli gelip gidiyor ve herkes burada toplanıyor.
Mobilyaların bir kısmı vintage.
Kanepeler evin orijinal parçalarıydı ve onları yeniden kaplattık.
Sevdiğim şey, bu odanın fazla kusursuz olmaya çalışmaması.
Burası gerçekten kullanılan bir yer.
“IŞIĞI ÇOK SEVİYORUM.”
Günün bazı saatlerinde burada inanılmaz bir şey oluyor.
Sabahın erken saatlerinde, yaklaşık saat yedide, güneş havuzdan yansıyarak tavanda hareketli bir ışık oluşturuyor.
Ve bence bu, evdeki en güzel şeylerden biri.
Bunu özellikle tasarlamış gibi görünse de aslında doğanın yaptığı bir şey.
Güneş, su ve ev.
Bazen bir mekânı özel yapan şey satın aldığınız bir obje değil.
Işığın kendisi.
“BURASI BENİM OFİSİM.”
Burada senaryolarımı okuyorum.
Bazen toplantılar yapıyorum.
Ama dürüst olmak gerekirse burada çalışmaya başladığımda etrafımdaki her şey dikkatimi dağıtıyor.
Duvarların içine yaptırdığım kitaplıklar en sevdiğim şeylerden.
Çok fazla kitabım var.
Bazılarını Patti Smith bana göndermiş ve kitapların içine küçük notlar yazmış.
Benim için bunlar sadece kitap değil.
Anılar.
İnsanlar.
İlişkiler.
Hayatımın parçaları.
“EVİMDEKİ ŞEYLER BANA BİR ŞEY HİSSETTİRSİN.”
Duvarlarda sanat eserleri var.
Fotoğraflar var.
Aileden kalan hatıralar var.
Sevdiğim insanların izleri var.
Bazı eserler bana umut veriyor.
Bazıları geçmişimi hatırlatıyor.
Bazıları sadece çok güzel.
Ama hepsinin ortak bir tarafı var:
Bana bir şey hissettiriyorlar.
“YEMEK ODASINDA MASANIN ORTADAN KAYBOLMASINI İSTEDİK.”
Yemek odası daha küçük bir oda.
Bu nedenle masayı özel olarak tasarlattık.
Amacımız halıyı ve ışığı kaybetmemekti.
Masanın odada baskın olmasını istemedik.
Sandalyeler bana küçük insanları hatırlatıyor.
Çok güzeller.
Burada ayrıca kristallerim var.
Los Angeles’ta insanlar birbirlerine kristal hediye etmeyi seviyor.
Ben de seviyorum.
Büyük olanın eve ve insanlara iyi enerji verdiğini düşünüyorum.
“MUTFAĞIM YEŞİL.”
Burası küçük mutfağım.
Yeşile bayılıyorum.
Daha önce New York’ta yaşadım.
Ondan önce de başka bir evde mutfağı yeşile boyamıştım.
Ama o rengi tamamen yanlış seçmiştim.
Bu kez doğru yeşili bulduğumu düşünüyorum.
Burada yemek yapıyorum.
Çok yemek yapıyorum.
Ve çok kek pişiriyorum.
Mutfak benim için gerçekten yaşayan bir alan.
“BEN BİR TABAK İNSANI OLACAĞIMI HİÇ DÜŞÜNMEMİŞTİM.”
Eskiden insanların neden bu kadar çok tabak topladığını anlamazdım.
Çiniler.
Tabaklar.
Dolaplar.
Hep düşünürdüm:
“Neden?”
Ama sonra bunları gördüm.
Ve şimdi burada, kendi evimde bir sürü tabağım var.
Bazılarını hiç kullanmıyorum.
Çünkü o kadar güzeller ki sadece burada durmalarını istiyorum.
Bu da sanırım benim küçük çelişkim.
“DIŞARIDA DA EVİN DEVAMI VAR.”
Şimdi dışarı çıkalım.
Bu masa ve sandalyelerin ahşabı Winston Churchill’in yatından gelmiş.
Bunun çok özel olduğunu düşünüyorum.
Bahçede taşlar, ağaçlar ve bitkiler var.
Ben taşındığımda bu ağacı küçücük bir halde diktim.
Şimdi meyve veriyor.
Bahçenin bazı bölümlerini planlamıştım.
Bazılarını ise kendi haline bıraktım.
Ve sonra her şey kendiliğinden büyümeye başladı.
“BİR ÇİÇEKLE YABANİ OT ARASINDAKİ FARK YARGIDIR.”
Çay poşetlerinin üzerinde bazen küçük sözler olur.
Bunlardan biri sürekli karşıma çıkıyor:
“Bir çiçekle yabani ot arasındaki fark yargıdır.”
Bunu gerçekten düşünüyorum.
Belki de bir bahçenin güzel olması için her şeyin kontrol altında olması gerekmiyor.
Bazen doğanın kendi haline bırakılması da güzel.
“İNSANLARIN EVİMİN İÇİNİ GÖRMESİNİ NEDEN İSTEDİĞİMİ BİLMİYORUM.”
Bambu çok hızlı büyüyor.
Komşularımla bunun yüzünden biraz mücadele ediyoruz.
Ama benim açımdan mesele basit:
İnsanların evimin içine bakmasını istemiyorum.
Mahremiyet benim için önemli.
Çünkü ev, herkesin görebildiği bir vitrin değil.
Kendime ait bir alan.
DAKOTA JOHNSON’UN EVİ BİZE NE SÖYLÜYOR?
Bu noktada yorum yapmadan Dakota’nın anlattıklarına baktığımızda evinin karakteri ortaya çıkıyor:
Ahşap.
Işık.
Yeşillik.
Kitaplar.
Vintage mobilyalar.
Sanat.
Kristaller.
Kişisel hatıralar.
Bahçe.
Mahremiyet.
Ve kusursuz olmak zorunda olmayan bir yaşam.
Architectural Digest de evi; büyük pencereleri, ahşap çerçeveli yapısı, kristalleri, kitapları ve narenciye ağaçlarıyla Dakota’nın kendisine keyif veren şeyleri yansıtan bir ev olarak tanımlıyor.
Burada bizim LÜKS EVLER serimiz için çok güçlü bir fikir ortaya çıkıyor:
LÜKS = KENDİNE AİT BİR DÜNYA
Dakota’nın evinde lüks yalnızca değerli eşyalarda değil.
Işıkta.
Anıda.
Doğada.
Kişisel seçimlerde.
Mahremiyette.
Ve bazen hiç kimsenin fark etmeyeceği küçük bir ayrıntıda.
LÜKS EVLER
DAKOTA JOHNSON
Lüks = Kişisellik + Doğallık + Mahremiyet
Ellen Pompeo’da:
Lüks = Yaşanabilirlik
Kendall Jenner’da:
Lüks = Huzur + Kişisellik
Dakota Johnson’da:
Lüks = Kendine ait bir dünya
Ve böylece serinin ana sorusu giderek netleşiyor:
LÜKS NEDİR?
Belki de cevap:
Herkesin hayran olduğu bir ev değil;
sizin kendinizi iyi hissettiğiniz evdir.
#DakotaJohnson #DakotaJohnsonHome #LuxuryHomes #LüksEvler #YeniLüks #LuxuryLiving #LuxuryInterior #InteriorDesign #HomeDesign #InteriorArchitecture #Architecture #DesignInspiration #QuietLuxury #NewLuxury #LuxuryLifestyle #CelebrityHomes #CelebrityHome #LosAngeles #LosAngelesHomes #HomeTour #ArchitecturalDigest #AhşapMimari #DoğalMalzemeler #KişiselMekân #YaşamBiçimi #YaşamMimarisi #EvKültürü #EvDekorasyonu #ZamansızTasarım #Archimade



