Cezayir yüzölçümü ile Afrika ve Akdeniz’in en büyük, dünyanın ise 10. en büyük ülkesidir. Başkenti kendi adını taşıyan Cezayir şehri (Algiers) (Beyaz Şehir) olan ülke Afrika’nın kuzeyinde Akdeniz kıyısında yer alır. Topraklarının büyük kısmı Sahra Çölü ile kaplı olduğundan çağdaş Cezayir’li romancı Assia Djebar ülkesini “kumdan bir rüya” olarak nitelendirmiştir.

KASBAH BÖLGESİNDE ROMA TAPINAĞI
Cezayir’in ilk yerleşim yeri olan KASBAH tarihsel olarak Fenike, Roma, Osmanlı ve Fransız izlerini taşır. Cezayir’in bilinen en eski yerleşimcileri M.Ö. 10. Yüzyıldan itibaren bu bölgeye gelen Fenike’lilerdir. M.Ö. 9. Yüzyıldan itibaren Kartaca hakimiyetinde kalmışlardır. Sonrasında ise M.Ö. 146 da Kartaca’yı ele geçiren Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçmiştir. Roma döneminde kıyı kesimlerinde yoğun Romalılaştırma politikası uygulanırken Timgad, Cuicul ve Tipasa gibi devasa antik kentler inşa edilmiştir. Timgad şehri Roma şehir planlamacılığının belki de en iyi örneğidir. Başka bir şehrin üzerine inşa edilmeyen, tamamen boş bir alana kurulmuş olan Timgad, başka bir kültürün ve mimarinin etkisinde kalmayarak saf Roma mimarisinin örneğini sunmaktadır. 1765 yılında İngiliz arkeolog James Bruce tarafından keşfedilinceye kadar yüzlerce yıl çöl kumlarının altında kalmıştır. Cezayir’lilerin “Çölün Kapısı” olarak adlandırdığı Batna’da yer alan Afrika’nın en büyük antik kenti Timgad Roma İmparatoru Trajan’ın emriyle M.S. 100 yılında inşa edilmiştir.


- TİMGAD’ DAN ÇIKAN ROMA LAHİTLERİ

- ROMA HEYKELLERİ


- ROMA MOZAİKLERİ

- ROMA HEYKELLERİ
KASBAH ise birçok kültürün üst üste gelmesiyle oluşmuş hala yaşayan bir yerleşimdir. 7. yüzyıl sonlarında İslam ordularının fetih hareketlerine maruz kalmışlar ve İslamiyet hızla yayılmıştır. Sonrasında 16. Yüzyıl başlarında kıyı şehirleri İspanyol’ların hakimiyetine geçmiş olup, Cezayir halkının yardımına koşan Oruç ve Hızır Reis ( Barbaros Hayrettin) kardeşler 1516 yılında bölgeyi İspanyol’lardan kurtarmıştır. Yavuz Sultan Selim’in desteği ile 1518 yılında tam 300 yıl süren Osmanlı hakimiyeti başlamıştır. Osmanlı’lar Cezayir’i yarı bağımsız özerk bir yönetim tarzı ile yönetmişlerdir. 1857 yılında ise Cezayir’i işgal eden Fransa tüm Cezayir’i kontrolü altına alarak sömürge dönemini başlatmış ve Cezayir’i Fransa’nın bir vilayeti haline getirmişlerdir. Fransız sömürgeciler Cezayir’in tarımsal ve ticari ekonomisini modernize etmişler, ancak Cezayir’in çoğunluğundan ayrı yaşamışlardır. 132 yıl süren sömürge ve iç isyanlardan sonra 1954 yılından itibaren başlatılan bağımsızlık mücadeleleri ve çatışmaları sonucunda yapılan referendum ile 5 Temmuz 1962 tarihinde tam bağımsızlığını kazanmıştır.
Avrupalı’ların çoğu ülkeyi terk ettikten sonra da Fransız dili ve kültürünün etkisi güçlü olarak kalmıştır. Bugün genellikle Fransızca ve Arapça konuşulmaktadır. Fransız işgali sırasında müslüman halk büyük zulümlere maruz kalmış, milyonlarca insan katledilmiş, halkın inanç özgürlüğü kısıtlanmış, camiler ve dini eğitim veren okullar kapatılmış, müslümanlar ikinci sınıf insan muamelesi görmüştür. Şehirdeki Osmanlı dönemine ait Ketchaoua Camii Fransız işgali sırasında Aziz Philippe Katedrali’ne dönüştürülmüştür.

KASBAH’IN TEPE NOKTASINDAN LİMANIN GÖRÜNÜMÜ
Cezayir’liler Berberi kökenli olsalar da çoğu eski Arapların soyundan gelmektedir. Arap istilaları ile bölgeye sınırlı sayıda yeni insan gelmiş olmakla birlikte çoğu Berberi asıllıdır. Bu yerli halk büyük ölçüde Araplaşmış ve İslamlaşmıştır. Daha güneydeki çöl bölgesinde ise Tuareg’ ler yaşamaktadır. Sömürge döneminde gelen Fransız, İtalyan, İspanyol ve Malta’lılar gibi Avrupalı yerleşimcilerin neredeyse tamamı ülkeyi terk etmiştir.
Yıllarca farklı kültürlerin himayesine giren şehir kendine has bir yaşam biçimi oluşturmuştur. Bu izleri şehrin sokaklarında, binalarında ve yemeklerinde görmekteyiz. Şehir içinde Osmanlı ve Fransız kültürü hakimdir. Limana yakın yerlerdeki Fransız mimarisini yansıtan binalar, blok halinde yapılmış Fransız işçi apartmanları, şehre adeta Marsilya ve Paris havasını katmaktadırlar. Batı ve doğu kültürlerinin birleşimini yansıtan şehir, bu açıdan faklılığını gözler önüne sermektedir. Cezayir şehrine BEYAZ ŞEHİR denmesinin sebebi ise çoğu binanın beyaz renge boyanmış olmasıdır.
Cezayir’de Kasbah (veya Kasaba) bölgesi ise tamamen eski ilk yerleşim bölgesidir. Ülkenin başkenti Cezayir’in kalbinde yer alan, Akdeniz’e bakan sarp bir kayalığın üzerine kurulmuş tarihi bir kalenin içerisinde yer almaktadır. KASBAH sadece eski bir mahalle değil, yüzyıllarca korsanlar, Osmanlı yöneticileri, direnişçiler, ve sanatçılar tarafından şekillendirilmiş canlı bir tarih katmanıdır. Kale kalıntıları, eski camiler, Osmanlı tarzı sarayların yer aldığı bu bölge M.Ö. 6 yüzyıldan itibaren Fenikeli’lerin burada ticaret merkezi kurmasıyla başlamış, eski ve yaşayan bir yerleşimdir. KASBAH OF ALGİERS aynı zamanda eski bir Osmanlı şehri ve deniz kuvvetlerinin karargahı olarak kullanılmış, korsan limanı, ünlü bir direniş merkezi, yaşayan bir mahalle ve sokaklarında efsanelerle dolu olan bir labirenttir. Bu sebeple birçok tarihçi burayı “AKDENİZİN HAFIZASI “ olarak tanımlamaktadır.
KASBAH’ ta birçok bina açık renklidir. Çünkü, güneş ışığını yansıtıyordu, sıcaklığı azaltıyordu, uzaktan gemicilere şehrin görünmesini sağlıyordu. Bu görüntü Akdeniz’de çok ünlüydü.
KASBAH kelimesi aslında kale veya suriçi şehir “kasaba” anlamına gelmektedir. Buradaki sokaklar bilinçli olarak dar ve labirent gibi yapılmıştır. Bunun amacı hem yaz sıcağını azaltmak için gölgeli alanlar yaratmak, hem de istilacılara karşı yapılacak savunmayı kolaylaştırmaktır. Bazı sokaklar o kadar dardır ki güneş ışığı neredeyse hiç giremez. Bu yüzden KASBAH geceleri gölgeli ve karanlık, sessiz ve ürkütücüdür. Yerel halk bazı geçitlerin “uğursuz” olduğuna inanmaktadır. Osmanlı döneminde Cezayir’deki deniz korsanları ve gemi kaptanları KASBAH’ ta yaşarlardı.

- KASBAH’TAKİ DAR VE ÜRKÜTÜCÜ GEÇİTLER
- Kasbah of Algiers 1500 – 1800 yılları arasında Akdeniz’in en güçlü korsan merkezlerinden biriydi. Osmanlı destekli denizciler limandan çıkıp İspanya, İtalya, ve bazen de Atlantik kıyılarına akınlar yapıyorlardı. Avrupalılar bu dönemde Cezayir’e “Korsan Cumhuriyeti” diyorlardı. Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin’in KASBAH’taki evlerinde gizli savaş toplantıları yaptıkları anlatılmaktadır. Bazı yerel rehberler “Barbaros’un Evi” diye belirli bazı yapıları göstermektedirler. Ama bunlar kesin değildir. Ancak, korsanların bazıları inanılmaz zengindi. Korsanlar Akdeniz’den ele geçirdikleri gemilerden altın, baharat, ipek, silah ve kitapları KASBAH’a taşımışlardır. Ama denizcilerin çoğu fakir yaşardı, söz konusu bu servet üst düzey kaptanların elindeydi. Saklanan hazineler bugün bile bazı insanlar tarafından eski evlerde gizlice aramaya çalışmaktadır.
Barbaros Hayrettin Paşa, 1516 yılında ağabeyi Oruç Reis ile birlikte İspanyollara karşı yaptığı başarılı seferlerle Kuzey Afrika’daki Cezayir topraklarını ele geçirerek Osmanlı hakimiyetine kazandırmış ve Oruç Reis’in ölümünden sonra Barbaros Hayrettin Paşa 1518 yılında Yavuz Sultan Selim’ e biat etmesi neticesinde Osmanlı’ya bağlı ilk Cezayir Beylerbeyi olmuştur. Barbaros Hayrettin sadece Osmanlı amirali değil, Avrupa kıyılarında büyük bir korku yaratmış stratejik bir deniz lideriydi. Barbaros Hayrettin Paşa 1529 yılında kenti tehdit eden İspanyol Adasını fethetmiş ve bu zaferin ardından denizle adayı doldurtarak Cezayir’e dünyanın en ünlü limanlarından birini inşa ettirerek, burayı bir Osmanlı merkezine dönüştürmüştür. Bu nedenle özellikle Barbaros Hayrettin Paşa ile bağlantılı hikayeler KASBAH çevresinde hala anlatılmaktadır.
Cezayir’de görev yapan Osmanlı yöneticileri bazen İstanbul’dan gönderilirdi. Ama zamanla yerel güçler çok etkili hale gelmiştir. Paşaların buradaki yaşamı siyasi entrikalar, suikast korkuları, korsan gelirleri ve Avrupa’nın baskıları altında geçmekteydi. Bu sebeple bazı yöneticiler birkaç yıl içerisinde öldürülür veya geri çağırılırlardı.
KASBAH’ta evlerin dışı oldukça sade görünürken iç avlular şaşırtıcı derecede süslüdür. Çünkü mahremiyet İslam ve Osmanlı mimarisinin önemli bir parçasıdır. Evlerin içerisinde mermer sütunlar, işlemeli ahşap tavanlar, Osmanlı çinileri, iç avlular ve küçük çeşmeler bulunmaktadır. Bu mimari anlayış “zenginliği dışarı göstermemek” fikrine dayanmaktadır. KASBAH evlerinde dışarıdan görülmeyen küçük semboller yer almaktadır. Bunlar nazarlık motifleri, geometrik koruma desenleri ve Kur’an ayetleri yer almaktadır. Bazı kapılar özellikle “kötü ruhları uzak tutmak” amacıyla belirli renklerde boyanırdı. KASBAH’ın eski kapıları çok meşhurdur, bazılarında Osmanlı tokmakları, el işçiliği metal süslemeler ve eski ailelere ait semboller bulunmaktadır. Kapı tokmağının sesi bile bazen gelen kişinin kadın mı yoksa erkek mi olduğunu anlamaya yarayacak şekilde tasarlanmıştı.

SOKAKLARDAKİ KASBAH ÇEŞMELERİ
Yaklaşık 50.000 kişinin yaşadığı bu yerleşim ortamında çok ilginç geleneksel evler, saraylar, hamamlar, camiler ve bir kısım çarşılar hala korunmaktadır. Kentsel biçim oldukça engebeli ve düzensiz bir araziye olağanüstü derecede uyum sağlamış, karmaşık ve özgün bir sistemle çeşitli stillerin katmanlaşarak yer aldığı bir yerleşimdir. 16. ve 17. Yüzyıllarda Kuzey Afrika, Endülüs ve Sahra bölgesinde mimari ve şehir planlamasında önemli bir etki yaratmıştır. Çok sayıda geleneğin sentezi olan, Akdeniz müslüman kültürünü temsil eden geleneksel bir yerleşimin olağanüstü bir örneğidir.

KASBAH ÇİNİLERİ

KASBAH ÇİNİLERİ
KASBAH’ta Osmanlı döneminde bir gün hayal edersek, sabah ezan sesleri dar sokaklarda yankılanırken fırınlardan ekmek kokusu yayılır ve limana gelen gemiler görünürdü. Öğlen ise tüccarlar baharat, kumaş ve kahve satarken korsan kaptanları limandan haber beklerler ve kahvehanelerde siyaset konuşurlardı. Akşamları ise avlularda aile yemekleri yenirken, müzisyenler müzik yaparlardı, sıcak akşamlarda ise insanlar çatılarda otururlardı.

KASBAH EVLERİNDEKİ ASMA TAVAN
19. yüzyılda KASBAH Osmanlı ajanları, Fransız muhbirleri, İngiliz tüccarlar, korsanlar ve kaçakçılar için büyük bir casusluk merkezi haline gelmiştir. Fransız yönetimi sırasında KASBAH’ın bazı bölümleri bilinçli olarak yıkılmıştır. Çünkü ele geçirilmesi zordu, direnişçiler saklanıyordu, eski Osmanlı kimliğini temsil ediyordu. Ancak buna rağmen mahallenin önemli bir kısmı ayakta kalmıştır. 1950 yıllarında mahallede insanların bir gecede kaybolduğu anlatılmaktadır. Fransız ordusunun gizli gözaltılar, işkence merkezleri ve kayıt dışı operasyonlar yaptığı tarihçiler tarafından araştırılmıştır. Bu dönem Cezayir tarihinde hala çok hassas bir konu olarak durmaktadır.
KASBAH ‘ta bazı evlerin altında gizli geçitler ve kaçış tünelleri olduğu söylenmektedir. Bir kısmı doğrulansa da çoğu bugün hala gizemini korumaktadır.
Bölgenin mimarisinde Osmanlı, Endülüs, Berberi ve Arap etkilerinin karışımıdır.Aynı sokakta farklı medeniyetlerin izleri görülmektedir. Su sistemi ise şaşırtıcı seviyede gelişmişti. Birçok evde yağmur suyu toplama sistemi, küçük sarnıçlar ve iç avlu çeşmeleri bulunmaktaydı. Bu yüzden KASBAH ortaçağ Akdeniz şehirleri içinde oldukça gelişmiş kabul edilmektedir. KASBAH’ın bu kadar ünlü olmasının nedeni Osmanlı’dan beri yaşıyor olması, Kuzey Afrika’nın tüm özelliklerini taşıması, Akdeniz korsan yatağı olması, sömürgecilik geçmişi olması ve burada bağımsızlık mücadelesi verilmiş olmasıdır. Bu nedenlerle KASBAH tarihçiler, sinema sektörü ve gezginler tarafından çok özel kabul edilmektedir.
Fransız sömürge döneminde KASBAH direnişin merkezi haline gelmiştir. Özellikle 1950 lerdeki Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında KASBAH’ ın dar sokakları büyük avantaj sağlamıştır. Fransızlar işgal sırasında KASBAH içerisinde yön bulmakta ciddi sorunlar yaşamışlardır. Dar sokaklar, merdivenler, çıkmaz geçitler, ve birbirine bağlı avlular sebebiyle bu mahalle adeta doğal bir savunma sistemi oluşturmaktaydı.

DAR KASBAH SOKAKLARI
Dar sokaklar sadece savunma amaçlı değildir. Mimari olarak, gölge oluşturuyor, rüzgarı yönlendiriyor ve sıcaklığı düşürmektedir. Özetle yüzlerce yıl önce KASBAH’ta doğal klima sistemi kurulmuştur. Bazı Fransız subay raporlarında KASBAH bölgesi “taş labirent” diye geçmektedir. Fransızlar burada denize yakın yerlerdeki yapıları yıkarak kendilerine özgü Fransız mimarisini yansıtan binalar inşa etmişlerdir.

KASBAH SOKAKLARI

KASBAH SOKAKLARI

MERDİVENLİ KASBAH SOKAKLARI

MERDİVENLİ KASBAH SOKAKLARI
Cezayir bağımsızlık savaşını anlatan ünlü film “The Battle of Algiers” büyük ölçüde KASBAH atmosferini yansıtmaktadır. Film o kadar gerçekçi çekilmiştir ki yıllarca belgesel film sanılmıştır. Çünkü bu film çekildiği zaman birçok sahnede profesyonel oyuncu yerine gerçek mahalle sakinleri yer almıştır. Bu film bazı ülkelerde askeri eğitimlerde analiz edilmiştir. Pentagon’da, devrim hareketlerinde, gerilla savaşı eğitimlerinde incelenmiştir. Çünkü film şehir içi direnişi çok gerçekci gösterşyordu. Bağımsızlık savaşı sırasında kadınlar büyük rol oynamışlardır. Özellikle genç kadınlar KASBAH’tan Fransız bölgelerine bomba ve mesaj taşımakta kullanılmıştır. Direniş sırasında kadınlar haber taşıdı, yaralıları sakladı, silahları gizledi. Kadınlar mahallede çok etkili bir yeraltı ağı oluşturmuştur. Bu olaylar “The Battle of Algiers” filminde çok etkileyici olarak işlenmiştir. Film o kadar gerçekçi çekilmiştir ki yıllarca belgesel film sanılmıştır.
KASBAH’ın bazı sokakları o kadar dardır ki iki kişinin yan yana geçmesi zor olabilmektedir. Buna ragmen yüzlerce yıl boyunca binlerce insan burada yaşamayı sürdürmüştür. KASBAH hakkındaki en yaygın söylentilerden biri de evlerin altında birbirine bağlı gizli geçitler olduğudur. Gerçekten de Osmanlı döneminden kalan kaçış koridorları bulunduğunu tarihçiler kabul etmektedir. KASBAH evleri birbirine çok yakın olduğu için insanlar çatılar üzerinden ilerleyebiliyorlardı. Direniş döneminde mesaj taşıyan kişiler, kaçan direnişçiler ve gözcüler çatılardan çatılara geçmişlerdir.

- KASBAH’IN KALAN SURLARINDAN

YAŞAYAN KASBAH SOKAKLARI
KASBAH kahvehanelerinde siyaset konuşulurdu, ticaret yapılırdı, casuslar bilgi toplardı, müzisyenler çalar söylerdi. Özellikle geleneksel Cezayir müziği olan “Chaabi” kültürü KASBAH kahvehanelerinde gelişmiştir. El Hadj M’Hamed El Anka bu kültürün en önemli isimlerindendir. Birçok tarihi bölgenin aksine KASBAH tamamen “müze” değildir ve insanlar hala burada yaşamaktadır. Çocuklar sokaklarda futbol oynuyor, yaşlılar kahvehanelerde oturuyor, geleneksel müzik geceleri yapılmakta olup, atmosfer çok canlıdır. KASBAH sadece korsanların değil casusların da merkezi konumundaydı. Osmanlı döneminde burada İspanyol ajanları, Fransız muhbirleri, İngiliz tüccar casusları ile rakip korsan grupları birbirini izlemekteydi.
KASBAH’ ta konuşulan efsanelerden biri de bazı korsan kaptanlarının altınlarını burada sakladığıdır. Halk arasında duvar içinde altın, gizli bodrumlar, denize açılan tüneller olduğu konuşulmaktadır. Ancak bulunmuş bir hazine yoktur.
Burada çok ilginç geleneksel evler, dar sokaklar, saraylar, camiler, çeşmeler, hamamlar ve çarşılar hala korunmaktadır. Oldukça engebeli ve düzensiz bir araziye olağanüstü derecede uyum sağlamış, karmaşık ve özgün bir sistemde birçok yapı stilinin bir arada etkisine tanıklık edilmektedir. Bu geleneksel kentsel yapı, buradaki kültüre tanıklık etmekte olup, çeşitli nüfus katmanlarının etkileşiminin bir sonucudur.

KASBAH’IN LİMAN BÖLGESİNDEKİ FRANSIZ YAPILARI

KASBAH’IN LİMAN BÖLGESİNDEKİ FRANSIZ YAPILARI

KASBAH’IN LİMAN BÖLGESİNDEKİ BİR FRANSIZ YAPISI İLE ARAP KÜLTÜRÜNÜ YANSITAN BİR YAPI YANYANA
Estetik karakteri, kullanılan malzemeler, yapım teknikleri ve mimari unsurlar 1992 yılında Dünya Mirası Listesine alınmasını sağlamıştır. Sit alanı olarak tescil edilen Kasbah biçim ve konsept (çok yoğun kentsel planlama) inşaat malzemeleri (toprak, tuğla, kireç sıva, kerpiç ve taş, ahşap), ayrıca kullanım özellikleri (konut, ticaret, ibadet) ve halk gelenekleri açısından dikkat çekici bir özgünlüğe tanıklık etmektedir. 1850 yılında Cezayir’liler Fransız’lara karşı direnmeyi bıraktıklarında Fransız’lar burayı adeta bir açık hava hapishanesine çevirerek kalan Cezayir’lileri buraya sürmüşlerdir. Buradaki hastalıklardan ötürü çoğu hayatını kaybetmiştir. Ancak bazen de burası Cezayir’li devrimcilerin karargahı haline gelmiştir. Sokaklarda devrimcilerin hikayeleri hala anlatılmaktadır. Görülmesi gereken yapılar ise Ketchaoua Mosque, Dar Hassan Pacha, Dar Mustapha Pacha, Ali la Pointe House başlıcalarıdır.

KETCHAOUA MOSQUE (KASBAH)

KASBAH EVLERİ GİRİŞ KAPILARI

KASBAH EVİ VE FRANSIZ EVİ GİRİŞ KAPISI,

KASBAH EVLERİNİN İÇİNDEN
YAZILAR VE FOTOĞRAFLAR

- IŞIL SEÇKİN – ARKEOLOG – ANKARA ÜNİVERSİTESİ DTCF



