

























































































Cezayir yüzölçümü ile Afrika ve Akdeniz’in en büyük, dünyanın ise 10. en büyük ülkesidir. Başkenti kendi adını taşıyan Cezayir şehri (Algiers) (Beyaz Şehir) olan ülke Afrika’nın kuzeyinde Akdeniz kıyısında yer alır. Topraklarının büyük kısmı Sahra Çölü ile kaplı olduğundan çağdaş Cezayir’li romancı Assia Djebar ülkesini “kumdan bir rüya” olarak nitelendirmiştir. Ekonomisi büyük ölçüde petrol ve doğalgaza dayalıdır. Petrol rezervlerinde dünyada 16. sıradadır. Nüfus 50 milyona yakındır, resmi dil Arapça ve Berberice, para birimi Cezayir Dinarıdır. Nüfusun tamamına yakını müslümandır. İslam, günlük yaşamın, kültürün ve sosyal yapının temelini oluşturur. Tarihsel olarak Fenike, Roma, Osmanlı ve Fransız izleri taşır. Cezayir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından vize talep etmekte olup, yeşil pasaport sahipleri 90 güne kadar seyahatlerinde vizeden muaftır. Cezayir’de alkol tamamen yasak değildir. Kısıtlı ve düzenlemeye tabi olarak serbesttir. Halka açık yerlerde sokakta alkol içmek ve sarhoş gezmek kesinlikle yasaktır ve cezai yaptırımı vardır. Cezayir, döviz kullanan turistler ve Türkiye’den gidenler için nispeten ucuz bir ülkedir. Serbest piyasadaki döviz kuru resmi kur olan banka ve havaalanından iki kat daha avantajlıdır. Kredi kartı kullanımı yaygın değildir, nakit para bulundurmak şarttır. Resmi tatil günleri Cuma ve Cumartesidir.
Cezayir’in bilinen en eski yerleşimcileri M.Ö. 10. Yüzyıldan itibaren bu bölgeye gelen Fenike’lilerdir. M.Ö. 9. Yüzyıldan itibaren Kartaca hakimiyetinde kalmışlardır. Sonrasında ise M.Ö. 146 da Kartaca’yı ele geçiren Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçmiştir. 7. yüzyıl sonlarında İslam ordularının fetih hareketlerine maruz kalmışlar ve İslamiyet hızla yayılmıştır. Sonrasında 16. Yüzyıl başlarında kıyı şehirleri İspanyol’ların hakimiyetine geçmiş olup, Cezayir halkının yardımına koşan Oruç ve Hızır Reis ( Barbaros Hayrettin) kardeşler 1516 yılında bölgeyi İspanyol’lardan kurtarmıştır. Yavuz Sultan Selim’in desteği ile 1518 yılında tam 300 yıl süren Osmanlı hakimiyeti başlamıştır. Osmanlı’lar Cezayir’I yarı bağımsız özerk bir yönetim tarzı ile yönetmişlerdir. 1857 yılında ise Cezayir’I işgal eden Fransa tüm Cezayir’I kontrolü altına alarak sömürge dönemini başlatmıştır. Cezayir’I Fransa’nın bir vilayeti haline getirmişlerdi. Fransız sömürgeciler Cezayir’in tarımsal ve ticari ekonomisini modernize etmişler, ancak Cezayir çoğunluğundan ayrı yaşamışlardır. 132 yıl süren sömürge ve iç isyanlardan sonra 1954 yılından itibaren başlatılan bağımsızlık mücadeleleri ve çatışmaları sonucunda yapılan referendum ile 5 Temmuz 1962 tarihinde tam bağımsızlığını kazanmıştır. Avrupalı’ların çoğu ülkeyi terk ettikten sonra da Fransız dili ve kültürünün etkisi güçlü olarak kalmıştır. Bugün genellikle Fransızca ve Arapça konuşulmaktadır. Fransız işgali sırasında müslüman halk büyük zulümlere maruz kalmış, milyonlarca insan katledilmiş, halkın inanç özgürlüğü kısıtlanmış, camiler ve dini eğitim veren okullar kapatılmış, müslümanlar ikinci sınıf insan muamelesi görmüştür. Şehirdeki Osmanlı dönemine ait Ketchaoua Camii Fransız işgali sırasında Aziz Philippe Katedrali’ne dönüştürülmüştür.
Cezayir’liler Berberi kökenli olsalar da çoğu eski Arapların soyundan gelmektedir. Arap istilaları ile bölgeye sınırlı sayıda yeni insan getirmiş olmakla birlikte çoğu Berberi asıllıdır. Bu yerli halk büyük ölçüde Araplaşmış ve İslamlaşmıştır. Daha güneydeki çöl bölgesinde ise Tuareg’ ler yaşamaktadır. Sömürge döneminde gelen Fransız, İtalyan, İspanyol ve Malta’lılar gibi Avrupalı yerleşimcilerin neredeyse tamamı ülkeyi terk etmiştir.
Yıllarca farklı kültürlerin himayesine giren şehir kendine has bir yaşam biçimi oluşturmuştur. Bu izleri şehrin sokaklarında, binalarında ve yemeklerinde görmekteyiz. Şehir içinde Osmanlı ve Fransız kültürü hakimdir. Limana yakın yerlerdeki Fransız mimarisini yansıtan binalar, blok halinde yapılmış Fransız işçi apartmanları, şehre adeta Marsilya ve Paris havasını katmaktadırlar. Batı ve doğu kültürlerinin birleşimini yansıtan şehir, bu açıdan faklılığını gözler önüne sermektedir. Cezayir şehrine BEYAZ ŞEHİR denmesinin sebebi ise çoğu binanın beyaz renge boyanmış olmasıdır.
Cezayir’de Kasbah (veya Kasaba) bölgesi ise tamamen eski bir yerleşimdir. Kale kalıntıları, eski camiler, Osmanlı tarzı sarayların yer aldığı bu bölge M.Ö. 6 yüzyıldan itibaren Fenikeli’lerin burada ticaret merkezi kurmasıyla başlamış bir eski yerleşimdir. Burada çok ilginç geleneksel evler, dar sokaklar, saraylar, camiler, çeşmeler, hamamlar ve çarşılar hala korunmaktadır. Oldukça engebeli ve düzensiz bir araziye olağanüstü derecede uyum sağlamış, karmaşık ve özgün bir sistemde birçok yapı stilinin bir arada etkisine tanıklık edilmektedir. Bu geleneksel kentsel yapı, buradaki kültüre tanıklık etmekte olup, çeşitli nüfus katmanlarının etkileşiminin bir sonucudur. Estetik karakteri, kullanılan malzemeler, yapım teknikleri ve mimari unsurlar 1992 yılında Dünya Mirası Listesine alınmasını sağlamıştır. Sit alanı olarak tescil edilen Kasbah biçim ve konsept (çok yoğun kentsel planlama) inşaat malzemeleri (toprak, tuğla, kireç sıva, kerpiç ve taş, ahşap), ayrıca kullanım özellikleri (konut, ticaret, ibadet) ve halk gelenekleri açısından dikkat çekici bir özgünlüğe tanıklık etmektedir. 1850 yılında Cezayir’liler Fransız’lara karşı direnmeyi bıraktıklarında Fransız’lar burayı adeta bir açık hava hapishanesine çevirerek kalan Cezayir’lileri buraya sürmüşlerdir. Buradaki hastalıklardan ötürü çoğu hayatını kaybetmiştir. Ancak bazen de burası Cezayir’li devrimcilerin karargahı haline gelmiştir. Sokaklarda devrimcilerin hikayeleri hala anlatılmaktadır. Görülmesi gereken yapılar ise Ketchaoua Mosque, Dar Hassan Pacha, Dar Mustapha Pacha, Ali la Pointe House başlıcalarıdır.
Ayrıca önemli müzeler olarak ise Martyrs’ Memorial (şehitler anıtı, bağımsızlık savaşını anlatan sergiler ve belgeler), Bardo National Museum of Prehistory and Ethnography ( Berberi kültürü, Sahra yaşamı ve tarih öncesi eserler), National Museum of Antiquities and İslamic Art (Roma, Kartaca ve İslam dönemine ait eserler), Rais Palace (Osmanlı döneminden kalma saray kompleksi)



